Kayseri’de Sessiz Bir Pencere Kenarı ve Kalanşoların Suskunluğu
Bazen insanın hayatında bazı şeyler olur; küçük görünür ama içini büyük bir sessizliğe gömer. Benim için bu, pencere kenarındaki üç saksı kalanşo oldu. Kayseri’nin kışları serttir, yazı ise kuru ve yakıcı. Ama evin içi… işte orası başka bir dünya. Orada her şey biraz daha yavaş, biraz daha düşünceli akar.
25 yaşındayım. Günlük tutmayı bırakmadım hiç. Bazı günler sadece birkaç cümle yazıyorum, bazı günler sayfalarca. O kalanşoları da ilk defa günlüğümde anlatmıştım zaten. “Renkleri var ama susuyorlar,” diye yazmışım bir gün. O cümleyi şimdi okusam biraz gülümserim ama o zaman içimde tuhaf bir kırgınlık vardı.
Çünkü çiçek açmıyorlardı.
Bir Umutla Başlayan Küçük Saksı Hikâyesi
Kalanşoları aldığım gün hâlâ aklımda. Küçük bir çiçekçiye girmiştim, dışarıda Kayseri’nin rüzgârı yüzüme vuruyordu. Ellerim üşümüş, içim biraz dağınıktı. Satıcı “çok dayanıklıdır, uzun süre çiçek açar” demişti. O cümle bana iyi gelmişti. Dayanıklı olmak… o dönem benim de ihtiyacım olan şeydi.
Eve geldiğimde pencere kenarına yerleştirdim onları. İlk haftalar hiçbir şey beklemedim. Sadece yaşasınlar yeter diye düşündüm. Yeşil yaprakları vardı, canlıydılar. Hatta bazen ışığa doğru eğildiklerini fark ediyordum. Sanki bir şey olacakmış gibi.
Ama hiçbir şey olmadı.
Günlük Sayfalarına Sızan Sessizlik
Zaman geçtikçe o “bir şey olacak” hissi yerini sessiz bir bekleyişe bıraktı. Günlüğüme yazdıklarım da değişti:
“Bugün yine açmadılar.”
“Belki de yanlış bir şey yapıyorum.”
“Çiçek açmamak da bir karar olabilir mi?”
Son cümleyi yazdığımda kendime bile garip gelmiştim. Bitkiler karar verir mi? Ama insan bazen kendi içini anlamak için saçma sorulara bile tutunuyor.
Kalanşolarım hâlâ oradaydı. Ne gidiyorlar ne de geliyorlar. Sanki zamanın içinde sabitlenmişlerdi.
Bakım, Beklenti ve Sessiz Hayal Kırıklığı
Bir noktadan sonra insan bitkilere de kendi duygularını yüklüyor. Ben de öyle yaptım. Onlara iyi bakarsam, sanki hayatımın başka alanları da düzelecekmiş gibi hissettim. Sulama günlerini aksatmadım. Işıklarını kontrol ettim. Topraklarını değiştirdim.
Ama kalanşolar yine çiçek açmadı.
İçimde küçük bir hayal kırıklığı büyümeye başladı. Bunu itiraf etmek kolay değil. Çünkü dışarıdan bakıldığında bir saksı çiçeğinin açmaması çok küçük bir şey gibi görünür. Ama benim için öyle değildi. Sanki kendi sabrımın karşılığını göremiyordum.
Kayseri’nin o gri kış günlerinden birinde, pencereyi açıp uzun süre onlara baktığımı hatırlıyorum. İçimden “neden?” diye sormuştum. Sesli değil. Sadece içimden.
Işığın Yetmediği Yerler
Bir gün internetten araştırmaya başladım. Kalanşolar neden çiçek açmaz?
Yazılanların çoğu aynıydı: ışık yetersizliği, yanlış sulama, fazla bakım, yanlış mevsim… Her biri bir ihtimal.
Ama hiçbir cevap içimdeki soruyu tam olarak karşılamıyordu. Çünkü benim asıl merak ettiğim şey teknik bir konu değildi. Ben başka bir şeyi anlamaya çalışıyordum: Bir şey neden beklediğin gibi olmaz?
O günlerde sabahları güneşi takip etmeye başladım. Pencerenin önüne bir sandalye çekip oturuyordum. Kalanşoların üstüne düşen ışığı izliyordum. Işık vardı aslında. Kayseri güneşi bazen sert bile olur. Ama yine de çiçek yoktu.
İçimde hafif bir kırgınlık büyüyordu.
Bir Bitkinin Öğrettiği Sabır
Zamanla fark ettiğim şey şu oldu: Ben onların açmasını beklerken, aslında kendi içimde bir şeyin açılmasını bekliyordum.
Hayatımın o döneminde çok şey yarım kalmıştı. Arkadaşlıklar, planlar, içimde kurduğum ama başlamayan cümleler… Kalanşolar belki de sadece bir bahaneydi. Onların çiçek açmaması, içimdeki başka eksiklikleri görünür hale getiriyordu.
Bir akşam günlüğüme şunu yazdım:
“Belki de bazı şeyler açmak için acele etmiyor. Belki de ben çok acele ediyorum.”
O cümle bana garip bir şekilde iyi gelmişti. Ama yine de çiçekler açmadı.
Kayseri Kışında İçsel Bir Bekleyiş
Kayseri’nin kışı uzundur. Sokaklar erken kararır, camlar buğulanır, insanlar daha çok içine döner. Ben de öyle yaptım. Evde daha fazla vakit geçirmeye başladım.
Kalanşolar pencere kenarında sabit duruyordu. Artık onlara bakarken öfke ya da hayal kırıklığı hissetmiyordum. Daha çok bir alışkanlık gibi olmuştu varlıkları.
Ama bazen yine içimde o soru yükseliyordu: Neden açmıyorlar?
Bir Gün Beklenmedik Bir Şey Oldu
Mart ayının ortalarıydı. Hava biraz yumuşamıştı. O sabah pencereyi açtığımda farklı bir şey fark ettim. Bir yaprak ucunda küçük, çok küçük bir kıpırtı vardı. İlk başta emin olamadım.
Yaklaştım.
Bir tomurcuk.
Küçük, neredeyse fark edilmeyecek kadar mütevazı bir tomurcuk.
O an içimde bir şey çözüldü. Sevindim mi, şaşırdım mı, yoksa rahatladım mı bilmiyorum. Sadece uzun süre öylece baktım.
Günlüğe o gün sadece tek bir cümle yazdım:
“Demek ki bekliyormuş.”
Beklemenin Gerçek Anlamı
O tomurcuk büyürken ben de değiştim. Artık her gün kontrol etmiyordum. Sürekli bakmıyordum. Sanki o süreç kendi kendine akıyordu ve ben ilk defa müdahale etmiyordum.
Kalanşolar neden çiçek açmıyor sorusu artık daha farklı bir anlam kazanmıştı. Belki de doğru zaman değildi. Belki de benim sabırsızlığım, onların doğal ritmini görmemi engelliyordu.
Bir sabah uyandığımda ilk çiçek açmıştı. Küçük, narin bir renk.
Odaya bakınca garip bir şey hissettim. Sanki uzun süredir konuşmayan biri sonunda sessizce bir şey söylemiş gibiydi.
Çiçek Açmanın Öğrettiği Şey
Şimdi geriye dönüp baktığımda kalanşoların bana sadece bitki olmadıklarını fark ediyorum. Onlar bir süreçti. Beklemenin, anlamanın ve bazen hiçbir şeyi zorlamamanın bir haliydi.
Kayseri’de dışarıda rüzgâr sert eserken, içeride o küçük çiçeklerin açması bana şunu düşündürdü: Her şey her zaman görünür bir hızda ilerlemez.
Bazı şeyler sessizce olur.
Son Günlük Notu
O gün günlüğüme uzun yazmadım. Sadece şunu yazdım:
“Bazen en çok beklediğin şey, en sessiz zamanda gelir.”
Ve pencere kenarına baktım. Kalanşolar artık sadece yeşil değildi. İçlerinde küçük renkler vardı. Ama asıl değişen onlar değil, bendim.
Sizin İçin Seçtik: Kaktüsler hangi havayı sever ?