Erzurum’un Neyi Ünlü? Kış, Kadayıf ve Biraz Da Dağcılık
Erzurum’a Giriş: Kışa Merhaba, Karşıda Dağlar!
Evet, İzmir’de yaşarken bir yanda sıcaktan bunalan, her iki dakikada bir “ne kadar sıcak” diye söylenen bir kitle var, diğer yanda ise Erzurum’daki soğukla kendini sabah 5’te yatağından çıkaran bir başka insan kitlesi. Erzurum’a dair bildiğim ilk şey, oranın soğuğuydu. Ama sonra fark ettim ki, Erzurum’un soğuğu sadece başlangıç! Şehirdeki her şeyin bir amacı, bir hikayesi ve tabii ki ünlü olduğu bir özelliği var. Bunu yazarken “Erzurum’un neyi ünlü?” sorusuna verdiğim yanıtlar hep kafamda dönüp duruyor. Belki de gerçekten her şeyin bir anlamı var, ama öncelikle biraz mizahi bir açılış yapalım.
Erzurum’un En Büyüğü: Kışın Cazibesi!
Öncelikle, Erzurum’da yaşamaya karar verirken bilmeniz gereken en önemli şey: Kar! Kar her şeyin önündedir. Erzurum, karı bir sanat gibi yaşıyor. Gözünüzü açtığınızda, pencereden dışarı bakıp “Vay be, kış burada cidden başka” demediğiniz bir an yoktur. Bu şehirde kar yalnızca bir hava durumu olayı değildir; adeta bir yaşam biçimidir. “Yok, ben kış sevmiyorum” diyenlere Erzurum’da bir tane bile hak veremezsiniz. Çünkü buradaki kış, ‘şehri sadece kara bulan’ değil, hayatı yavaşça güzelleştiren bir şeydir.
Bazen aklıma gelir, eğer Erzurum’a taşınsaydım, hayatımın her günü karla mücadele ederken, bir yandan “bu kadar kar olur mu ya?” diye sorgulardım. Hani İzmir’de kar yağarsa, herkes “Şehrin üstüne kar yağmış, çok nadir!” diye fotoğraf çeker ya, işte Erzurum’da kar her an, her dakika o kadar doğal ki… Karın altında dondurulan kadayıf kadar soğuk ama tatlı bir durum.
İç Ses:
“Ya bu kadar kar olmasa, millet nasıl kayacak? Herkes kayak yapmayı deneyecek mi? Ama bak, kaymak da kolay değil, karla kaymak kadar tatlı bir şey var mı?”
Erzurum’un Yükselen Yıldızı: Kadayıf
Evet, arkadaşlar, Erzurum’un bir başka harika ünlüsü var. Kadayıf! Ama buradaki kadayıf, sıradan kadayıf değil. Erzurum kadayıfı, tam olarak bir sanat eseri. Hani kadayıf yediğinizde “Aa, bu ne kadar tatlı!” demek için sabırlı olmanız gerekiyor, çünkü şehre özgü yapılan kadayıfın içinde sadece şeker değil, aynı zamanda ışıltılı bir aşk hikayesi de gizli. Şaka bir yana, Erzurum’un kadayıfı gerçekten iştah açıcı. Onu öyle bir yerden yapıyorlar ki, yediğinizde hiç bir başka tat tatmamışsınız gibi hissediyorsunuz.
Küçük bir arkadaş sohbeti yapalım mı? (Sizinle de benzer muhabbetler dönüyor mu, bilmiyorum ama ben her durumda komik bir şeyler buluyorum.)
Diyalog:
Ben: “Ya geçen Erzurum’da kadayıf yedim, inanılmaz bir şeydi. Düşünsene, tatlı mı, yemekte tatlı mı yenir? Yani yemek sonrası falan değil de, tam yemek arasında!”
Arkadaş: “O kadar farklı ki kadayıf, sanki bütün tatları birleştirip başka bir gezegene gitmiş de, geri dönüp buraya sızmış gibi.”
Ben: “Aynen, bence Erzurum kadayıfı bir zaman makinesi, geçmişle geleceği birleştiriyor!”
Erzurum’un Bir Diğer Ünlüsü: Palandöken
Evet, geldik Erzurum’un bir başka meşhur yanına: Palandöken. Şu an ben burayı yazarken bile gözümde dağları görmeye başladım, çünkü Palandöken öyle bir dağ ki, sadece kışın değil, yazın bile adeta yaşam alanı gibi. Evet, kaymak, dağcılıkla ilgili bir konuşma yapıyorum. Erzurum’da, kayak yapmadığınız bir gününüz yoksa, adeta yanlış yerde yaşamıyorsunuz gibi hissediyorsunuz.
“Ne yapıyorsunuz Erzurum’da?” diye sorarsanız, cevabım “Kayak yapıyoruz” olur. Ama mesele şu: Erzurum’a kış tatili yapmaya gelenler, bu dağın zirvesine kadar çıkacaklarını ve o karın içinde kayacaklarını hayal ederlerken, insanlar hala “Bu kadar kayacak kadar güvenli mi?” diye düşünüyor.
Erzurum’un bu kış tatilcileriyle meşhur olmasının yanı sıra, aslında başka bir güzellik de var. Palandöken dağında kayak yapmayı bilmediğinizde, kaymayı öğrenme yolculuğu başlar. Hangi akılla çıkıyorsunuz bu dağa? Şehirdeki binlerce insan bu kış sporunu son derece ciddiye alırken, kayma konusunda ben hala “Ama düşersem?” diye düşünmeden edemiyorum. Bir kayma, düşünün, belki bir ömre bedel!
İç Ses:
“Kayma. Gelişim. Başarısızlık. Ah, bu kayma kısmı korkutuyor, ama denemem gerek. Erzurum’un ruhunu almazsam, orayı gerçekten anlamam.”
Erzurum’un Sıcak Misafirperverliği: Hep Güler Yüz, Her Zaman Misafir!
Düşünsenize, bu kadar kar var, soğuk var… Ama her yer sıcak! Evet, Erzurum’un belki de en fazla kendine güvenen yönü, misafirperverliği. Bu şehir, siz soğuğa alışıncaya kadar, sizi sımsıkı sarar. O kadar samimidirler ki, tanımadığınız biri gelip “Nasılsınız?” diye sormadan rahatça gitmez. Hani İstanbul’da falan “Günaydın” demek bile zor olabiliyor bazen, Erzurum’da ise günün her saati “Hoş geldin” bir şekilde hissedilir. Şehirde gezdiğiniz her dükkân, her sokak, bir başka sıcaklıkla karşılar.
Bununla birlikte, bir kahve içmenin verdiği rahatlık, Erzurum’un en özel yönlerinden biridir. Çünkü bir Erzurum kahvesi içmek, sanki orada bir ömür geçirmek gibi. Zaten bu kadar soğuk bir şehirde, bir insanın en çok ihtiyacı olan şey, iyi bir kahve değil mi? Çayı bir kenara bırakın, Erzurum kahvesi işte!
Erzurum’un Neyi Ünlü? Sorusu: Sonuçta Ne Olacak?
Erzurum’un neyi ünlü? Kış, kadayıf, Palandöken ve samimi insanlar. Hani başka şehirlerde de benzer şeyler bulunabilir ama Erzurum’un kışına, kadayıfına, dağlarına ve insanlarına kattığı o birikimi hiçbir yerde bulamazsınız. İzmir’den Erzurum’a taşınsaydım, herhalde sadece dağların üstüne değil, sıcak insanlarını da ‘kayak yapmayı’ öğrenmeye çalışırdım. Fakat, şu kadarını söyleyeyim: Erzurum’un “soğuk” dediği şeyi, diğer şehirlerin soğuğu asla anladığını düşünmüyorum.
Yani arkadaşlar, Erzurum’u anlatmaya çalışırken ne kadar çok düşündüm, fark ettim ki; burada dağlar, kar ve tatlılar birbirine karışıyor. Erzurum’un neyi ünlü sorusu da işte tam buradan çıkıyor: Soğukta, misafirperverlikte ve tatlarda birleşmiş bir şehir. Kim demiş Erzurum sıkıcı?